Hürriyet Magazin

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Yüksek Lisans (Master) Programlarına Başvurma Hakkında...

Malum üniversite mezuniyetleriyle birlikte yüksek lisans yapma fikirleri de bir bir kafalarınızda soru işaretleri oluşturmaya başlıyor. Şuan yüksek lisans yaptığım için size bu konuda biraz yardımcı olabilirim diye düşündüm.


Dilerseniz başlıklar halinde yüksek lisans programlarına girebilmek için neler gerektiğini inceleyelim.



- Not Ortalaması:






Tabi ki yüksek lisans için lisans yani üniversite diplomanız olması gerekiyor. Lisans eğitiminizin son senesinde ya da lisanstan mezun olmanıza engel olan  bir dersiniz bile kalmış olsanız yüksek lisansa başlayamıyorsunuz. Tamamen lisans eğitiminizin bitmiş olması gerekiyor!

En önemli konulardan biri üniversiteden mezun olurken ki not ortalamanız. Şayet lisans hayatınız boyunca master programına katılma fikriniz varsa ders notlarınızı yüksek tutmak yararınıza olacaktır. Tabi mezun olmasına yakın "acaba yüksek yapsam mı?" diyenler için bu tavsiyeyi veremeyeceğim. Onlar için de umarım 2.50'yi geçmiştir diyelim napalım :)

Çoğu master programı için en az 2.00 ortalama sınırı var. Ortalamanız ne kadar yüksekse doğal olarak o kadar fazla seçilme şansınız oluyor. Hatta bazı üniversiteler 3.00 ya da 3.50 ortalaması olmayanların başvurmamasını da katılım duyurusunda belirtiyor. 
Sonuç itibariyle ne kadar iyi ortalama o kadar iyi okul + seçilme şansı!




- ALES Sınavı:






Yüksek lisans programlarına başvurabilmeniz için ALES sınavına girmeniz gerekiyor.
(Tezsiz yüksek lisans programları ALES sınavı istemiyor diye biliyorum.)
Temelde üniversite sınavına benzeyen bu sınavdan da yine ne kadar yüksek not alırsanız o kadar iyi tabi ki. En önemlisi kesinlikle barajı geçmeniz. Bildiğim kadarıyla barajı geçemezseniz hiç bir okula başvuramıyorsunuz. Ama gözünüz korkmasın bence çok zor değildi.

Yine ortalama başlığında söylediklerim burda da geçerli. Türkiye'nin belli başlı üniversitelerinin bir çoğu (en iyiler) ALES'ten de bir puan belirleyip onun altında kalanların başvurusunu kabul etmiyor.



-YDS Sınavı:





Özellikle yabancı dille eğitim yapacak olan okullar yüksek lisans programlarına başvurularda Yabancı Dil Sınavı'nı da önemsiyorlar. Yine ALES'te olduğu gibi bu sınavda da barajı geçmeniz ve puanınızla, seçilme olasılığınız doğru orantılı.

Genelde eğitim dili Türkçe olacak okullar Yabancı Dil Sınavı zorunluluğu koşmuyor.




- Başvuru Tarihleri: 










Her okulun farklı başvuru tarihleri olduğunu unutmayın. Bazı okullar bir hafta ya da on beş günle sınırlandırırken bazıları bir ayı bulabiliyor. Mutlaka istediğiniz okulun internet sitesinden ya da telefon yoluyla başvuru tarihlerini öğrenin.

Eğer varsa mülakat tarihlerini de öğrenmeyi unutmayın.



- Mülakat:






Bir çok okul yüksek lisans programları için yüz yüze görüşme yani mülakat tekniğini de kullanıyor. Önümüzdeki günlerde okul mülakatıyla ilgili bir yazı da yazacağım. Genelde katılmak istediğiniz programla ilgili, neden bu eğitimi almak istediğinizle ve ya niçin bu okulu seçtiğinizle ilgili soruların geldiği bir ya da daha fazla hocayla bir görüşme yapıyorsunuz.

Önceki faktörler dışında mülakatında seçilmenizde fazlasıyla etkisi oluyor benden söylemesi.



Benim yüksek lisans başvurusu için geçtiğim yollar bunlardı. Mülakatla ilgili bir yazı da yakında blogumda olacak.
Bunlar dışında öğrenmek istediğiniz bir şeyler varsa lütfen aşağıda sorun, elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.


Sevgiler...

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Ginger & Co. Bakım Ürünleri (Watsons)





Yaz aylarında duş jeli, vücut losyonu, sabun gibi konularda daha da bir araştırmacı oluyorum. Kremler çabuk emilsin, kokuları fazla iç baymasın, sabunlar daha güzel temizlesin gibi işin iyice suyunu çıkardığım dönemlerden birinde Watsons sağolsun bir hediye paketi yolladı.

İçinde Türkiye'ye yeni gelen Ginger&Co markasının ürünleri vardı ve ben anca biraz biraz deneyip sizlere ürünleri tanıtabiliyorum.



Tabi ki öncelik ambalajlarda...
İlk olarak ürünlerin boyutları çok büyük. Mesela sıvı sabunu şampuan boyutunda. Normalde daha ortalama boyları var mı bilemiyorum ama keşke olsa böylece hem seyehatlarde kullanırız hem de lavabonun yanında duş jeli gibi durmaz sıvı sabunumuz:)

Retro tasarımlı dış görüntü inanılmaz hoşuma gitti. Zaten markayı tanımadan alanların çoğu muhtemelen resimlerin şekerliği için alıyordur.






Toplamda 5 ürün çıktı paketten. Bir tane vücut losyonu, bir tane banyo köpüğü, iki tane duş jeli ve bir adette sıvı sabun.

Küvette keyif yapma olayım pek olmadığından her zamanki gibi banyo köpüğünü duş jeli olarak kullandım.








Soldaki sarı ambalajlı ürün krem yapılı bir duş jeli. Ben ki zencefil kokusunu sevmem, bu ürünler bana sevdirdi resmen. Öyle çok yoğun zencefil kokulu değiller bir tatlılıkta var kokularda. Benim için tek dezavantajı kremsi olduğundan durulamada baya zaman alıyor. Duş jelinde en sevdiğim ve diğer duş jellerinden ayıran ise gerçekten güzel nemlendirmesi. Cildimi hiç kurutmadı.

Ortadaki banyo köpüğü ya da yine duş jeli olarak kullanabileceğiniz ürün. Bunda tek sıkıntı pompalı olmayışı. Kokusu yine tatlı. Sanırım ikisinden birini tercih edecek olsam duş jeli olarak bunu tercih ederdim. Daha kolay durulanıyor.

En sağdaki ise yazının başında bahsettiğim devasa sıvı sabun. Güzel bir temizlemesi var. Kokusu rahatsız edici değil. Durulanması da kolay. Benim için en büyük eksisi babama ilk gördüğünde "neden şampuan lavabonun yanında duruyor?" dedirtmesi! :)
Boyutu hakikaten fazla büyük.







Son iki ürüne gelecek olursak soldaki büyük olan vücut losyonu. Kapağı açtığınızda gül ve hafif bir limon kokusuyla karşılaşıyorsunuz. Ferah ve çiçeksi bir koku diye tarif edebilirim. Kokusu çok kalıcı değil. Yapış yapış olmaması da çok hoşuma gitti.

El kremi de vücut losyonuyla aynı kokuya sahip. Çok çatlak, fazlaca kurumuş ellere tedavi edici mucizevi bir etki göstereceğini sanmıyorum ama gün içinde kullanılacak ortalama nemlendiricilikte ve şahane kokan bir krem arıyorsanız koşun alın.


Bu ürünleri daha yakında incelemek için buyrun Watsons'ın sitesine .....


Bir sonraki yazıda görüşmek üzere:)


Instagram: zorbeanne
Twitter: zorbeanne
Mail: zorbeanne@hotmail.com.tr
Web Sitem: kadinsitesi.org

17 Temmuz 2014 Perşembe

Staj Günlüğüm # 2.Gün


İkinci günüm kesinlikle çok daha iyiydi. Bir günde nasıl  bu kadar alışabildim bilmiyorum ama kapıdan girdiğim anda alıştığımı anladım.

Servisime giderken şefimle karşılaştım. Binaya kadar biraz konuştuk. Bu iki haftalık stajda meslek hayatımızda görmeyeceğimiz hastaları görmemizin aslında bize çok yararı olacağını söyledi. 

Haklıydı da...









Nedenini anlayamadığım bir şekilde ikinci gün vizite girdiğimde ortama ve hastalara alıştığımı gördüm. Sanki aylardır normal biri dinlese korkar ya da üzülür dediğim olaylar sıradan gelmeye başladı. O an doktorların bizim tabirimizle nasıl 'taş kalpli' olduklarını anladım ve hak verdim.

Hepsine üzülmeniz, şaşırmanız imkansız. Önceki gece yeni hasta girişi az olduğundan vizitimiz kısa sürdü. Öğleden sonra staj programımızda olan test uygulamasını izleyebilmek için sorumlu psikoloğumuzdan izin alıp o saate kadar kantine gittim.


Diğer servislerdeki arkadaşlarımda duruma baya alışmış görünüyordu.

Bu arada şunu söylemeliyim ki genel bir kural yok. Her servisin, her şefin stajyerlere tutumu, istedikleri farklı. 

Başkalarını dinledikçe şansıma iyi bir servise düştüğümü anladım. Ne çok sıkı ne de çok gevşek bir servisim var. Şefimiz güleryüzlü, bizleri de insan yerine koyan bir hoca. Psikoloğumuzda bize herhangi bir zorluk ya da terslik çıkarmadı. 










Öğleden sonra psikologla hastaya yapacağı test için buluştuk. Testin uygulamasına katıldık. Teorinin pratikten ne kadar farklı olduğuna bir kez daha şaşırdım.


Test bitip, hasta gidince psikoloğumuz bize biraz sonuçla ilgili açıklama yaptı. Sonrasında da merakıma yenilip orada neler yaptığını, ne kadar süredir çalıştığını vs. sordum. Sıkılmadan oldukça objektif yanıtlar verdi.


Sonrasındaysa istersek çıkabileceğinizi söyledi. 

Eve geldiğimde hem mental olarak hem de fiziken inanılmaz yorgundum. Normalde gün içi uykuları sevmeyen ben; iki saate yakın uyudum.


İlk güne oranla daha rahat ve daha mutluydum.
Ertesi gün için hazırlıklarımı yapıp yattım.

Pişti Olan Ünlüler // Tyra Banks vs. Kim Kardashian

Selam yeniden.
Pişti Olan Ünlüler kategorisinden bir yazı yazmayalı baya olmuştu. Bugün Tyra Banks ile Kim Kardashian'dan bahsedeceğim.












İki ünlü bayanın da üzerinde gördüğünüz bu mercan rengi elbisenin tasarımcısı Rachel Roy. 

Tyra Banks 2009 yılında Daytime Emmy Awards'a katılırken tercih etmiş bu elbiseyi. Kim Kardashian ise 2010 yılında Cosmetic Executive Woman Beauty Awards 'da boy göstermiş bu saten tek omuzlu elbiseyle. Dilerseniz tek tek inceleyelim kombinlerini.






Tyra Banks düz fönlü saçlarla kullanmış elbiseyi, yok denecek kadar az makyajı bana biraz hasta bir izlenim verdi. Hiç değilse göz makyajında biraz daha yoğunluk isterdim. Metal bilekliklerin ikisi fazla sadece biri olsa daha zarif durabilirdi.




Kemik rengi süet stilettoları şahane görünüyor. Aynı renk portföy çantası da elegan görüntüyü tamamlamış.
Dört dörtlük diyemem ama ince vücudunda elbise hoş durmuş.








Kim Kardashian'da Tyra'yla aynı rengi kullanmış ayakkabılarında.Louboutin marka platformlu ayakkabıları hoş.
Elindeki renkli clutch biraz gözümü tırmaladı. Sanırım siyah detayları fazla geldi bana.







Kim saçlarını topuz yapmış. Göz makyajı ise tam istediğim kararda. Dudaklarda ise şeftalimsi nude bir gloss var. Açıkçası toplu saç tamam tek kollu elbiseyle iyi gider ama bu model fazla gelmiş bu elbiseye.




Sanırım ben Tyra Banks'i daha çok seçtim. Seçimimdeki en büyük etken de Kim Kardashian'ın kıvrımlı vücudunu sevsemde maalesef bu modelin, kumaşın ve etek boyunun onu hoş göstermemiş olması.



Siz hangisini daha şık buldunuz?




16 Temmuz 2014 Çarşamba

Staj Günlüğüm #1.Gün

Merhabalar, bir çoğunuzun bildiği gibi psikoloğum ve klinik psikoloji üzerine yüksek lisans yapıyorum.
Bu pazartesi (14 Temmuz 2014) Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde stajıma başladım. Bir çoğunuz stajda neler yaptığımı, neyle karşılaştığımı, duygularımı açıkladığım videolar ya da yazılar yazmamı istediniz. Başlangıçta bunu çok doğru bulmasam da (meslek etiği vs.) sonrasında genel olarak, özellikle beklentilerim ve sonuçlarından bahsedebileceğim yazılar yazabileceğime karar verdim. Hem bunlar benim için de ileride anı niteliği taşır.



İlk gün, daha önce staj yapan arkadaşlardan dinlediğim gerilim, korku ve belirsizliklerle dolu hikayeler nedeniyle oldukça huzursuzdum. Evrak işlerini hallettikten sonra hangi serviste staj yapacağımız belli oldu ve tabir-i caizse kuzu kuzu binanın yolunu tuttum.



Genelde servisler iki katlı. Böylece  her bina da iki servis olmuş oluyor. Benim servisim binanın ikinci katında olduğundan ikinci katına çıktım. Çelik kapının yanındaki zile bastım. Kapının kilitleri açıldı ve karşıma bir güvenlik çıktı. Kim olduğumu açıkladıktan sonra beni içeri aldı ve hemşire odasına yolladı.

Tam vizit saatine denk geldiğim için hemşirelerden birinin peşine düştüm ve içerideki ikinci çelik kapının kilitleri de güvenlik tarafından açıldı. Kapı açılır açılmaz iki hastayla karşılaştım. Elim yüreğimde tabi. Tamam psikoloğum ama hayatımda hiç bu kadar ağır ruhsal bozukluğu olan insanların olduğu bir odaya kilitli kapılardan geçip girmemiştim. Kendinizi, kim olursanız olun güvensiz hissediyorsunuz.










Tam benim aklımdan bütün bunlar geçerken hemşire defterini içerde unuttuğunu söyleyip geri gitti. Ben orda sap gibi kalakaldım. Yaşadığım korkuyu ve çaresizliği anlatamam. Doğal olarak yeni biri olduğumdan hepsi etrafıma toplandı. Bana bir sene gibi gelen sürede hemşire geri geldi ve beni bir odaya soktu.

Servis şefim, psikiyatri asistanları ve benim gibi stajyerlerle dolu odada bir yere oturdum ve vizit başladı.


Gerçekten filmlerde gördüğümüz kadar uç hikayeler dinledim. Belki dışarda anlatsalar ağlar, kızar, tepki gösterirdim ama o odada tepkinizi belli etmemeye çalışıyorsunuz. Hasta normalde olsa saatlerce güleceğiniz bir şey söylediğinde dişlerimi sıkıp gülmemi durdurdum.
Şimdiye kadar dinlediğim en kötü hayat hikayesini dinledim ama ağlamadım.

Yaklaşık bir buçuk saat sonunda vizit bitti. Şefimiz istersek hasta dosyalarını inceleyebileceğimizi söyledi ama ilk gün için fazlasıyla ağırlaşmıştım. Sanki odaya giren her hasta omuzlarıma bir yük olmuştu.


Diğer arkadaşlarımla kantinde biraz oturdum. Onların hastanede kalması gerekiyordu. Servislerine dönme saatleri geldiğinde bende dışarı çıktım. Metrobüste aklım hala hastalardaydı.

En azı 3-4 kere akıl hastanesine yatmıştı. Bazısı için bir yuva gibiydi. Kimi çıkmak için iyileştiğini söylüyor, kimi ailesinden dert yanıyordu.

Gencecik, benim yaşlarımda insanlardan tutun da dedemle yaşıt olanlar vardı. Sonra ailelerini düşündüm. İlgisiz olanlar, sırf başından atmak için getirip buraya kapatanlar bir yanda, üzülmekten başka elinden bir şey gelmeyenler diğer yandaydı.

Hayır anlatıldığı gibi kimse bana fiziksel bir saldırıda ya da yaralamada bulunmadı ama tek düşündüğüm her insanın bir kere oraya gitmesi gerektiğiydi.



15 Temmuz 2014 Salı

Bath&Body Works Alışverişim

Merhabalar, blogumu ilk zamanlarından beri takip edenler bilirler genelde alışverişlerimi Youtube kanalımda videolarla sizinle paylaşırım ama arada bir zamanım olmadığında ve ya küçük bir alışveriş yapmışsam bloga yazmakta keyifli ve daha kısa olabiliyor.









Geçtiğimiz Cuma kuzenime doğumgünü hediyesi almak için gittiğim İstinyePark'ta Bath&Body Works'ün önünden geçerken çok güzel indirimler olduğunu gördüm ve dayanamayıp içeri girdim.
Project Pan'im sonlanmak üzere olduğundan artık ufak tefek alışverişler yapıyorum.












Bazılarınıza muhtemelen garip gelecek ama bu benim Bath&Body Work markasıyla ilk tanışmam oldu. Aslında en çok merak ettiğim şey mumlarıydı ama ben pek mum yakan biri olmadığımdan indirimde bile elim gitmedi.









Bazı ürünler %50 bazılarıysa 3 tanesi 59 tl ya da mini boy ürünler 7 tl gibi fiyatlandırılmıştı.Oldukça cazip daha önce BBW'te karşılaşmadığım kadar uygun fiyatlar vardı.










True Blue Spa serisini ilk çıktığından beri kolluyordum. İndirimin maalesef son haftasına yetişebildiğimden bir kaç ürününü bulabildim. Sağdaki nemlendirici bir duş jeli, kokusu bence çok ferah ve güzel. Severek kullanacağıma inanıyorum. Fiyatı 7 tl idi.

Soldaki ise henüz denemediğim bir göz ürünü. Ucu metal bir toptan oluşuyor. Böylece ürün göz çevrenize masaj yaparak uygulanabiliyor. 3-5 tl gibi bir fiyatı olması lazım. Normal satış fiyatı ise 30 liraymış.










İki tane küçük boy ürün aldım. Bu tarz mini boylar özellikle kısa tatiller için kurtarıcı oluyor. Tabi ki önümüzdeki aylarda tatil yolu gözükmezse seve seve evimde de kullanabilirim :)
Soldaki duş jeli, çiçeksi bir kokusu var. Kokuların kalıcılıkları nasıldır en çok onu merak ediyorum aslında.
Sonuçta bu benim ilk BBW deneyimim.

Sağdaki ise vücut losyonu. Onunda çiçekli, ferah ve birazcıkta tatlı bir kokusu var. İkisi de koku açısından Yaz-Kış kullanılabilirmiş gibi geldi.

Yanlış hatırlamıyorsam 7'şer liraydı fiyatları.









Bu duş jelleri de 10 liraya düşmüştü. Aslında sağdaki banyo köpüğü ama duş jeli olarak kullanmaktan bir zarar gelmiyor. Hem kokusu da tam çiçek bahçesi gibi.
Soldaki biraz daha tatlı ama iç baymayan bir kokuya sahip. Umarım temizlemeleri, kıvamları da güzeldir.


Benim bildiğim kadarıyla BBW daha önce hiç böyle indirim yapmamıştı ama anladığım kadarıyla artık böyle yılda iki kere indirimler yapacakmış.

Sanırım indirimlerin sıkı takipçisi olucam.
Siz Bath&Body Works indiriminden neler aldınız ya da neler almak isterdiniz?


xoxo

10 Temmuz 2014 Perşembe

Hayata Dair #2 // Beklentileriniz Hayalkırıklıklarınızla Doğru Orantılıdır











Hayatı muzur bir çocuk olarak düşünürsek elde etmeye çalıştıklarımızın önüne bazen ufak tefek bazen de gerçekten esaslı zorluklar koymasını küçük oyunlar olarak değerlendirebiliriz.

Evet hiç bir zaman yarına dair umudumuzu kaybetmememiz gerek çünkü bizi insan yapan, hayatı yaşamaya değer kılan umutlarımızdır.

Aynı zamanda beklenti içine girmemek gerektiğini de öğrenmemiz gerekiyor. Özellikle de kadınların...

Hem cinslerim belki bana kızacaklar ama gerçekten büyük beklentilere girmek kadınlarda fazlasıyla yaşanan hayalkırıklıklarının temeli.
Filmlerdeki gibi aşklar, sokakta yürürken romantik komedilerdeki gibi saçlarımızın rüzgarla savrulması arkadanda tatlı bir müzik çalmasını isteyecek kadar etki altında kalabiliyoruz.

Yaşadığımızsa gerçek dünya! Ayşe'nin sevgilisi ona bilmem ne marka çanta almış, Fatma'nın ki fındık büyüklüğünde tek taşla evlenme teklif etmiş, Zeynep'in kocası ilk buluşmalarındaki bütün detayları hatırlıyormuş.... Uzar gider bu liste.












Peki biz değil miydik " off anne banane komşunun kızı hukuk kazandıysa beni artık onunla kıyaslama" diye odalarınızın kapılarını çarpan. Biz değil miydik " değerimi bilecek bir sevgilim olsun yeter" diyenler. 

Nasıl geldik ötekinin berikinin hayatıyla kendimizinkini kıyaslar hale? 
Hayat boyu abartılı ilişkilerin, mıçmıç flörtlerin, ultra romantik adamların ilişkinin ya da evliliğin ilk zamanlarından sonra fos çıktığını gözlemledim. 

Tabi ki bu yazdıklarım " aman birini bulun da size hiç bir jest, hoşluk yapmasın" demek değil. Sadece sağdan soldan gördüklerinizi kendi ilişkinize empoze etmeye çalışmayın. 

İnsanların laflarını fazla ciddiye almayın. O ilişkiyi sizin kalbiniz ve beyniniz yaşıyor. Yorum yapanlar sadece sizin anlattığınız kadar ilişkinizi bilirler. Hatta belki siz üzülmeyin diye " aman canım nolucak" ya da kıskandıkları için "değmez unut gitsin" diyecekler. 

Hayat sizin; mutluluklar ve pişmanlıklar sizin. 
Bu sizin aşkınız, sizin duygularınız. Herkes kendi hayatını en iyi bilir. 

Ve sakın unutmayın; beklentileriniz hayalkırıklıklarınızla doğru orantılıdır!