Hürriyet Magazin

29 Temmuz 2014 Salı

Toni&Guy Sea Salt Sprey

Merhaba, umarım bayramınız şeker tadında geçiyordur. Bu yazımda da Tonı&Guy'ın Sea Salt Sprey'inden konuşalım. Oldum olası denizden çıktıktan sonra saçlarımdaki dalgaları muhafaza edebileceğim bir yöntem aradım. 

İlk kez üç sene önceki perma deneyimimden sonra kuaförüm sayesinde bu ürünle tanışıp bir şişe kullandım. Sonrasında saçlarım renkten renge girip yıprandığı için bir daha alıp kullanmadım.








 İki - üç ay önce Boyner'de dolaşırken bir baktım Tonı&Guy standının önündeyim ve elimde Sea Salt Sprey var. Bu şekilde yeniden kullanmaya başladım.


Eğer saçlarınız çok yıpranmış, çalı süpürgesi gibi olmuşsa bence bu ve bunun gibi ürünlerden uzak durun. Üst ve orta kısımlar güzel gözükse de saçın uçlarını çok sertleştiriyor.




Onun dışında herkese bu spreyi tavsiye ederim. Ürünü banyodan çıktıktan sonra nemli saçıma püskürtüp ellerimle kabartma hareketi yapıyorum. İnce telli ve sönmeye meyilli saçlara sahip olmama rağmen gün boyu hacimli ve messy(dağınık) görünümünü koruyor.
Saçımda ağırlık yapmadı. Genelde bu tarz ürünler uzun saçta fazla tutunamaz biliyorum. O nedenle özellikle belirtmek isterim ki uzun saçlı arkadaşlarda gönül rahatlığıyla kullanabilir. Tabi ki kısa saçta olduğu kadar dolgun bir görüntü sağlamayabilir ama yine de hacimli ve hafif dalgalı bir saça sahip olabilirsiniz.








Kuru saça uygulayanlar çoğunlukta ama ben saçım kuruyken bir kaç defa deneyip pek memnun kalmadım. Sanki performansını daha kısa sürede yitiriyormuş gibi geldi. Genellikle nemli saçta kullanmayı tercih ediyorum.

Benim için tek dezavantajı eğer bugün bu spreyi kullandıysam akşam mutlaka saçımı yıkamam gerekiyor. Yani bir gün daha o saçı kullanamıyorum.








Gratis, Watsons, Ykm, Boyner ve bir çok online satış sitesinde bulabilirsiniz. Bildiğim kadarıyla tam boyunun fiyatı 38 tl. 

Mutlu günler..

28 Temmuz 2014 Pazartesi

The Balm Cindy Lou Manizer // Aydınlatıcı


Bayramın 1. günü olunca Pazartesi'de sendromsuz geçiyor. Öncelikle herkesin bayramının mutlu, huzurlu, barış içinde geçmesini diliyorum. Bayram boyunca blogumda her gün yazı olacağını da duyurmak istiyorum.

İlk güne ışıl ışıl bir şeyler olsun istedim ve bir aydınlatıcı yazısıyla karşınızdayım. Gratis hazır indirimdeyken hepiniz The Balm'dan neler alacağınızı düşünüyorsunuz biliyorum. Üç farklı aydınlatıcısı var markanın. Daha önce Mary Lou Manizer aydınlatıcısını şurada incelemiştim.





Cindy Lou daha Türkiye'ye gelmeden övgüsü geldi. Ben de ilk ufacık indirimde koşup almış ve eve gelip hayalkırıklığına uğramıştım. Yine de biraz daha kullanıp öyle yorumlamak istedim ve kısmet bugüneymiş.

Ambalaj yine klasik The Balm markasına yakışan retro, oldukça eğlenceli görsellerden oluşuyor. Aynalı oluşu çok güzel.










Beni hayalkırıklığına uğratan şey bahsedildiği gibi Barbie pembesi ışıltılı bir renkte olmaması. Koşa koşa %50 indirimi bile beklemeden almamın sebebi bahsedilen rengiydi ama benim için kocaman bir hayalkırıklığıyla sonuçlandı.








Şeftalimsi, somonumsu bir pembe renkte. Ben çoğunlukla allık ya da far olarak kullanıyorum. Özellikle bronzlaştıktan sonra yanaklarda şahane durabilecek bir ürün. Tabi ki bu ürünü allık gibi kullandıktan sonra bir daha aydınlatıcı kullanmıyorum yoksa disco topuna dönmem kaçınılmaz :)








Ben aydınlatıcı olarak çok sevmedim. Yani daha açık anlatmam gerekirse; şeftalimsi rengi yüzünden başka allığın üstüne sürünce o görüntü hoşuma gitmedi.










Mary Lou'ya göre daha ince yapılı. Tozutma sorunu yaşamadım. Tabi ki diğerleri gibi bu da oldukça bereketli.
Özellikle buğday tenlilerin aydınlık görüntülü allık arayışlarına güzel bir alternatif diye düşünüyorum.








Normal fiyatı 50 tl ama almak isteyenlerin indirimleri takip etmesini tavsiye ederim.
Mutlu bayramlar...

27 Temmuz 2014 Pazar

Staj Günlüğüm # 6.Gün

Yeni haftaya çalışan insanlar için haftasonunun nasılda su gibi geçtiğini anlayarak başladım. Sanki daha bir saat önce haftasonu tatili başlamıştı, şimdiyse yine hastane kapısından giriyorum.



Hava saat erken olmasına rağmen inanılmaz sıcak. Öğlen nasıl olacağını tahmin dahi edemezken bir yandan da vizitten önce bir şeyler atıştırabilme umuduyla hızlı hızlı kantine yürüdüm.






Hızlıca bir şeyler atıştırıp servise gittim. Şansıma daha vizit başlamamıştı. Fakat önceki günlere nazaran acayip bir hareketlilik vardı. Hemşirelerden öğrendiğim kadarıyla sabaha karşı bonzai bağımlısı bir genci getirmişlerdi ve daha yeni bonzai içtiği için etkisi yeni yeni ortaya çıkıyordu.


İlk kez bu kadar saldırgan bir hasta görmenin korkusu ve şaşkınlığını yaşadım. Yüz kez asla ve asla alkolde dahil hiç bir maddenin bağımlısı olmamaya yemin ettim. Gördüğüm tabloyu sizde görseydiniz eminim benimle aynı fikirde olurdunuz. 

5 yeni hasta gelmişti o genç dışında. Vizitte onları gördük. Tabiki yine hepsi birbirinden farklı öykülerdi ama benim aklım benden iki yaş küçük olan bonzai bağımlısındaydı. 



Vizite gelip normal durması imkansız olduğundan şef odaya gidip onu görmeye çalıştı. Bizde camın arkasından izliyorduk. İletişim kurmayı bırakın eline koluna bile sahip çıkamadığından bir iki dakika içinde şefte odadan çıktı ve bonzainin etkisinin geçmesini beklemeye karar verdi. 








Bütün bunlar dışında günüm sakin geçti. Yarım saat kadar bahçedeki hastalarda konuştuk. Artık iyileşmeye daha doğrusu taburcu olmaya yakın hastalar olduğu için pek sorun yaşamadım. Sonrasında çıkıp eve gitmeye karar verdim. 

Gerçekten de tahmin ettiğim gibi hava inanılmaz sıcaktı. 

Bu arada şunu da belirtiyim; staj boyunca hem havadan hem de ortam gereği minimum makyaj ve sade kıyafetler seçtim. 

Eve geldiğimde sanki bütün hün hamallık yapmışım gibi yorgun, bitkin hissediyordum. 
O kadar ki gündüz uykularını sevmeyen biri olmama rağmen bilgisayarın karşısında uyuyakalmışım. 
Uyanınca haftasonu yıkadığım fakat zaman olmadığından çok iyi üyüleyemediğim önlüğümü ütüledim.

Bir staj günüm daha böylece bitti.

26 Temmuz 2014 Cumartesi

Maybelline The Colossal Kajal-Siyah Göz Kalemi

Siyah göz kalemi sanırım her kadının makyaj koleksiyonunda var olan temel ürünlerden. Nedense ister sarışın ister esmer olsun bizim toplumumuzda hemen hemen her kadın hayatında en az bir kere siyah kalem kullanıyordur. 


Ben beyaz tenli olmama rağmen, önceki kadar sık olmasa da kahverengi kalemlerden sıkılınca ya da biraz daha keskin bakışlar istediğimde siyahı seçiyorum.


Doğal olarak bir çok farklı markanın siyah kalemini araştırdım ve denedim. Hatta kendimce siyah göz kalemlerinden beklentilerim bile olmaya başladı.





Maybelline'in bu Collosal Kajal kalemlerinin de siyahını rafta görünce hiç düşünmeden aldım. Maalesef ülkemizde asansörlü kalemler hala çok yaygın değil. Bu kalemde beni ilk cezbeden asansörlü oluşu oldu.

Bu özelliği çokta işime yaradı ama bir dezavantajı çok sıcak havada yapısı yumuşuyor ve kırılmaya, bulaşmaya meyilleniyor, aman dikkat!

Rengi benim için şahane. Tam olarak net bir siyah. Bazın üstünde hiç akma problemi olmadı. Bazsız kullandığımda ise sadece kuyruk kısmında hafif deformasyonlar yaşadım.


Göz içimde uyguladığımda alt kirpik diplerime bir iki saat içinde birikme yaptı.










Ürünü uygulayıp dağıtmak istediğimde hiç zorlanmadım. Bir faırça yardımıyla kolayca buğulu görüntüyü elde ettim. Bu nedenle bu kalem benim buğulu görüntüler istediğimde çok tercih ettiğim bir ürün oldu.


Bitişi tamamen mat, içinde sim ya da ışıltı yok.





Fiyatı 11-12 tl olmalı. Eğer yoğun bir siyah göz kalemi arıyorsanız bu ürüne bir şans verebilirsiniz.

xoxo.

Staj Günlüğüm # 5.Gün


İlk haftamın bitiyor olması biraz rahatlatıcı biraz da keşke biraz daha uzun sürse dedirtti bana Cuma günü. 

Artık tek şikayetim hastanenin girişinden benim çalıştığım servise kadar 20 dakika yol yürüyor olmam ve o yolu deli gibi güneşin altında bi tarafımdan terler akıtarak katetmek.

Onun dışında hem servise, hem hastalara hem de genel olarak hastaneye fazlasıyla alıştım.

Stajla ilgili en sevdiğim şey şüphesiz beyaz önlük giyiyor olmak. Sanırım sadece o önlüğü ömür boyu giyebilmek için tıp okunur.













İnsan kendini inanılmaz havalı hissediyor :) Bana kalsa eve gidene kadar üstümden çıkarmam da metrobüse önlükle binsem beni hastaneye hasta olarak yatırırlar heralde.


Bugün bizim servise 3 yeni hasta yatışı vardı. E hasta sayısı az olunca vizitimizde kısa sürdü. Bu arada vizit hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Merak edenler olabilir diye düşündüm.
Tabi ki yine her hastanede, her serviste farklılık gösterse de genel olarak yatan hastaların durumunu gözlemlemek için uzman doktor, asistanlar ve stajyerlerin yaptığı, hasta sayısına bağlı olarak sürenin belirlendiği görüşmeler.

Bazı bölümlerde hastaların odasını geziyor bu ekip. Benim servisimde asistan odasında tek tek hastaları içeri alarak vizit yapılıyor. Bizim açımızdan gayet iyi çünkü bazen süre oldukça uzayabiliyor ve siz odada o kadar insanla ayakta dikilirken bayılacak gibi oluyorsunuz.









Her neyse vizitim erken bitince tabiki kantine gittim. Şanslı olduğum bir diğer noktada gayet rahat ve ilgili bir servise düşmüş olmam. Vizitten sonra nereye gidiyorsun diyen biri yok başımda. O yüzden genelde pek geç saatlere kadar kalmadım bu hafta.
Diğer arkadaşlar genelde akşamüstüne kadar hastanede kalıyorlar. Ders anlatan hatta ödev falan veren servis şefleri var.

Kantinde kızlarla lafladıktan sonra servis psikoloğumun yanına gittim. Hastalardan birine yaptığı testi izledim. Sonrasında testin raporlama kısmıyla ilgili biraz bilgilendirdi bizi ve istersek gidebileceğimizi söyledi.



İlk haftam hızlı bir alışma, bol bol değişik vaka ve beyaz önlüğün tadını çıkarmakla geçti diyebilirim.

Sevgiler..

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Staj Günlüğüm # 4.Gün


İlk günümde, bir aydır bizim serviste staj yapan kızın dediğine bugün hak verdim. Haftasonuna kalmadan sıradanlaşır her şey demişti. Gerçekten de bugün hastanenin kapısından girdiğimde neyle karşılaşacağımı biliyor ve muhtemelen beni 3 gün önce olsa şaşkınlığa uğratacak hikayelerin artık aynı etkiyi yaratmayacağından emindim.



Vizitimin başlamasına yarım saat olduğu için kantine gidip limonlu bir soda aldım. Başka stajyerler, doktorlar, hasta yakınları, ayakta tedavi gören hastalarla doluydu bahçe. Herkesin kendince bir amacı ve sebebi vardı orda olmak için. Kısa bir süre acaba burada çalışmak ister miydim diye düşündüm. Gerçekten baya kısa sürdü düşünmem. İstemezdim.
Maalesef Türkiye'de hala psikologlar işe yarar bir şey yapmayan, ilaç yazamayan, bir şeylerinizi anlatmak için para verdiğiniz, kaba bir tabirle komşunuza arkadaşınıza anlatıp dertleşeceğiniz şeyleri konuşup tonlarca para verdiğiniz kişiler olarak görülüyor.









Meslek hayatında da diğer meslek gruplarına mensup insanlar içten içe hatta bazen alanen sizi ezmeye çalışıyor.

Psikiyatristler hatta hemşireler bile bir aşağılama halinde. Bu kadar bariz olduğunu ilk kez burda gördüm desem yeridir. Tabi ki kendi şefimin hakkını yemeyeceğim. Psikologla da konuştuğumda bir çok servis şefinin servisin psikoloğunun yaptığı işe yazdığı raporlara önem vermediğini ama bizim şefin kendi görüşlerine saygı duyduğunu söyledi. Gerçekten de gözlemlerime göre öyle.

Ama sonuçta böyle bir hastanede çalışmaya başlasam belki de yaptığım işin yüzüne bile bakmayacak bir şefim olacak ve kendimi her gün işe yaramaz hissedeceğim.



Bütün bu düşünceler kısa bir sürede kafamdan geçtikten sonra vizite gittim. Doğruyu söylemek gerekirse en çok genç hastalara üzülüyorum. Bazıları benimle yaşıt, bazıları benden bile küçük. Hele ki madde bağımlısı olanlar....









Resmen "ne derdin var kendinle?" diye kafayı yiyecek gibi oluyorum. Sonra ailelerine laf saymaya başlıyorum içimden. O da bitince aile ne yapsın diyorum. Öyle bir karmaşa oluyor kafamda.


4.günümde öğrendiğim en acı şey bonzainin artık ilkokul önlerinde satılıyor olması ve  1-2 tl'si olan herkesin almasının mümkün hale gelmiş olması. Hocanın da dediği benimde gördüğüm; son zamanlarda en çok bonzai bağımlıları geliyor hastaneye.


Bir günüm daha böyle geçti. Bir sonraki staj yazımda görüşmek üzere...

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Yüksek Lisans (Master) Programlarına Başvurma Hakkında...

Malum üniversite mezuniyetleriyle birlikte yüksek lisans yapma fikirleri de bir bir kafalarınızda soru işaretleri oluşturmaya başlıyor. Şuan yüksek lisans yaptığım için size bu konuda biraz yardımcı olabilirim diye düşündüm.


Dilerseniz başlıklar halinde yüksek lisans programlarına girebilmek için neler gerektiğini inceleyelim.



- Not Ortalaması:






Tabi ki yüksek lisans için lisans yani üniversite diplomanız olması gerekiyor. Lisans eğitiminizin son senesinde ya da lisanstan mezun olmanıza engel olan  bir dersiniz bile kalmış olsanız yüksek lisansa başlayamıyorsunuz. Tamamen lisans eğitiminizin bitmiş olması gerekiyor!

En önemli konulardan biri üniversiteden mezun olurken ki not ortalamanız. Şayet lisans hayatınız boyunca master programına katılma fikriniz varsa ders notlarınızı yüksek tutmak yararınıza olacaktır. Tabi mezun olmasına yakın "acaba yüksek yapsam mı?" diyenler için bu tavsiyeyi veremeyeceğim. Onlar için de umarım 2.50'yi geçmiştir diyelim napalım :)

Çoğu master programı için en az 2.00 ortalama sınırı var. Ortalamanız ne kadar yüksekse doğal olarak o kadar fazla seçilme şansınız oluyor. Hatta bazı üniversiteler 3.00 ya da 3.50 ortalaması olmayanların başvurmamasını da katılım duyurusunda belirtiyor. 
Sonuç itibariyle ne kadar iyi ortalama o kadar iyi okul + seçilme şansı!




- ALES Sınavı:






Yüksek lisans programlarına başvurabilmeniz için ALES sınavına girmeniz gerekiyor.
(Tezsiz yüksek lisans programları ALES sınavı istemiyor diye biliyorum.)
Temelde üniversite sınavına benzeyen bu sınavdan da yine ne kadar yüksek not alırsanız o kadar iyi tabi ki. En önemlisi kesinlikle barajı geçmeniz. Bildiğim kadarıyla barajı geçemezseniz hiç bir okula başvuramıyorsunuz. Ama gözünüz korkmasın bence çok zor değildi.

Yine ortalama başlığında söylediklerim burda da geçerli. Türkiye'nin belli başlı üniversitelerinin bir çoğu (en iyiler) ALES'ten de bir puan belirleyip onun altında kalanların başvurusunu kabul etmiyor.



-YDS Sınavı:





Özellikle yabancı dille eğitim yapacak olan okullar yüksek lisans programlarına başvurularda Yabancı Dil Sınavı'nı da önemsiyorlar. Yine ALES'te olduğu gibi bu sınavda da barajı geçmeniz ve puanınızla, seçilme olasılığınız doğru orantılı.

Genelde eğitim dili Türkçe olacak okullar Yabancı Dil Sınavı zorunluluğu koşmuyor.




- Başvuru Tarihleri: 










Her okulun farklı başvuru tarihleri olduğunu unutmayın. Bazı okullar bir hafta ya da on beş günle sınırlandırırken bazıları bir ayı bulabiliyor. Mutlaka istediğiniz okulun internet sitesinden ya da telefon yoluyla başvuru tarihlerini öğrenin.

Eğer varsa mülakat tarihlerini de öğrenmeyi unutmayın.



- Mülakat:






Bir çok okul yüksek lisans programları için yüz yüze görüşme yani mülakat tekniğini de kullanıyor. Önümüzdeki günlerde okul mülakatıyla ilgili bir yazı da yazacağım. Genelde katılmak istediğiniz programla ilgili, neden bu eğitimi almak istediğinizle ve ya niçin bu okulu seçtiğinizle ilgili soruların geldiği bir ya da daha fazla hocayla bir görüşme yapıyorsunuz.

Önceki faktörler dışında mülakatında seçilmenizde fazlasıyla etkisi oluyor benden söylemesi.



Benim yüksek lisans başvurusu için geçtiğim yollar bunlardı. Mülakatla ilgili bir yazı da yakında blogumda olacak.
Bunlar dışında öğrenmek istediğiniz bir şeyler varsa lütfen aşağıda sorun, elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.


Sevgiler...